Kültür ve Sanat

Bizde Mi Kadınlar Ülkesi Olalım?

NOT: Bu içerikte Kadınlar Ülkesi kitabından fazlasıyla spoiler vardır.

Amerikalı yazar Charlotte P.Gilman, 1915 yılında Kadınlar Ülkesi adında bir bilim kurgu romanı yazar. Roman konusu şöyledir. Üç gezgin sadece kadınlardan oluşan, içinde hiç erkek bulunmayan, dış dünyadan izole edilmiş Amazonların dik dağları arkasında bir ülke olduğunu duyar ve keşfetmek için yola koyulurlar. Biraz uğraştan sonra gerçekten de böyle bir ülkenin var olduğunu görürler ve o ülkede bir süre tutsak edilirler. Kadınlar ülkesinde yönetimin, insan ilişkilerinin, refah seviyesinin, dini görüşlerin, eğitim sisteminin yani kısaca bütün ülkenin olması gerekenden çok daha yüksek seviyede olduğunu görürler ve bu ülke karşısında mesh olurlar. Ülkeyi gerçek dünya ile karşılaştırdıklarında aslında dünyamızın ne kadar vasat bir durumda olduğunu ve olması gereken sistemin Kadınlar Ülkesindeki gibi olması gerektiğini düşünürler. Peki bu olması gereken sistem nedir? Kadınlar Ülkesi kitabından alıntılarla buna bakalım.

Kadınlar Ülkesinin Çocukları

“Kendilerini, öğrenecek ve yapacak son derece ilginç, son derece büyüleyici şeylerle dolu kocaman, harika bir dünyada buluyordu çocuklar. Etraflarındaki herkes içten ve kibardı. Kadınlar Ülkesi’nin hiçbir çocuğu, bizim çocuklara gösterdiğimiz o küstah kabalığa maruz kalmıyordu. Her bir çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren halk oluyordu, ülkenin en önemli parçasıydı onlar. Bu zengin hayat tecrübelerinin her adımında, ortak çıkarla ilişkisi olan sonsuz durumla karşılaşıyorlardı. Öğrendikleri her şey BAĞLANTILIYDI, hem birbirleriyle bağlantılıydı hemde ulusal refahla.”… (alıntı 1)

“Burayla bizim ülkemiz arasındaki en büyük fark şuydu: Biz, çocuklarımızı dış dünyanın tehlikelerinden koruyup kollamak için elimizden geleni yapar, onları evimizin ve ailemizin mahreminde büyütmeye çalışırken buradaki çocuklar kocaman, dost canlısı bir dünyada büyüyor ve bu dünyanın onlara ait olduğunu biliyorlardı, hayatlarının ilk gününden itibaren elbette.”… (alıntı 2)

“Bizde iki yaşam döngüsü vardır: erkeğin yaşam döngüsü ve kadının yaşam döngüsü. Erkeğin döngüsü; gelişim, mücadele, fetih, aile kurmak ve kazanç veya hırs söz konusu olduğunda olabildiğince başarı sağlamaktan ibarettir. Kadının döngüsü ise gelişim, kocasının sağladığı emniyet, aile hayatının ikincil faaliyetleri ve mevkinin mümkün kıldığı sosyal veya hayırsever uğraşlardan.Burada ise tek bir döngü vardı ve bu oldukça geniş bir döngüydü.”…    (alıntı 3)

“Çocuklara eksileri ve yanlışları yüzerine bir günahmış gibi vurulmuyor, bir hata ya da bir yanlış bir hamle diye açıklanıyordu, tıpkı bir oyun oynuyorlarmış gibi. Bariz olarak diğer çocuklar kadar uyumlu olmayanlar ya da gerçek bir zayıflık veya hata sergileyenler bile hoşgörüyle karşılanıyordu, vist* oynayan bir arkadaş grubundaki acemi oyuncularmış gibi.”… (alıntı 4)

*Bir iskambil oyunu.

 

“…değişim algısına da dayanan ahlak kuralları ise gelişim ilkesini ve bilge kültürlerinin güzelliğini ortaya koyuyordu. İyi ile kötü arasındaki esas zıtlık hakkında hiçbir fikirleri yoktu, onlara göre hayat gelişim demekti, onları mutlu eden şey gelişmekti; ve gelişmek, onların aynı zamanda göreviydi.”… (alıntı 5)

“Bu kadınlar, doğuştan asil olan çocukların en zengin, en özgür gelişimi sağlamak üzere planlanmış bir çevrede büyümeleri için tüm ülkeyi kasten şekillendirmiş ve geliştirmişti.”… (alıntı 6)

 

Yani çocukları büyütmek ve geliştirmek onlar için büyük bir görev oluyor ve bir çocuğu doğuştan itibaren ülkeye ait bir birey olarak görüp onu en iyi şekilde yetiştiriyorlar. Çocukları yetiştirirken bütün eğitim hayatı onlara bir oyunmuş gibi geliyor ve oyunda yapılan hatalar yanlış hamleymiş gibi gösteriliyor.

Kadınlar Ülkesinin Kadınları

“Kesinlikle cahil değil, son derece bilgeydiler bunu giderek daha iyi anlıyorduk. Mantık, beyin kapasitesi ve gücü konusunda da bir numara idiler fakat dış dünya hakkında bilmedikleri çok şey vardı.”… (alıntı 7)

“Son derece eski bir bilim olan astronomiyi iyi kötü kullanabilecek kadar biliyorlardı, bunun yanı sıra matematikte de şaşırtıcı derece kapsamlı bilgilere sahiplerdi. Fizyoloji den iyi anlıyorlardı. Gerçekten de temel ve pozitif bilimler söz konusu olduğunda, yani elle tutulur bir konuya yalnızca zihinsel olarak yoğunlaşmaları gerektiğinde sonuç gerçekten de şaşırtıcı oluyordu. Bilimin sanata dönüştüğü ya da bir üretimle birleştiği bütün karışımlar gibi öyle derin bir kimya, bitki bilimi ve fizik bilgileri vardı ki kendimizi okul çağında çocuklar gibi hissetmiştik.

…biraz da araştırma ve soruşturma sonucunda öğrendik ki birinin bildiğini diğeri de hatırı sayılır derecede öğreniyordu.

Daha sonraları en yükseklerdeki köknar ağaçlarıyla kaplı vadilerden küçük dağ kızlarıyla, ovalarda yaşayan güneşte bronzlaşmış kadınlarla  ve çevik ormancılarla konuşma fırsatı buldum, kasabalar da dahil ülkenin her yerinde, aynı üstün zekayı gördüm. Kimisi belirli bir konuda diğerlerinden çok şey biliyordu fakat bu özellikle o konuda uzmanlaştıklarından idi, onun dışında herkes, her şey hakkında bizden çok şey biliyordu.”… (alıntı 8)

“Bu ülkede çocuklar bütün düşüncelerimizin odak noktası ve merkezidir. Gelişim yolunda attığımız her adımı onların üzerindeki, ırkımızın üzerindeki etkisini düşünerek atarız. Görüyorsunuz ya, ANNEYİZ biz, diye tekrar etti kadın.”

Sonuç

Böyle bir kitaptan çıkarılacak ders bir insanın zeka düzeyi, bilgi birikimi, davranışları ve fizyolojisi gibi özellikleri doğuştan gelen bir şey değilde onu yetiştiren bireyler ve yaşadığı çevreyle alakalı olduğudur. Bir ülkenin refah seviyesini artırmak, ülkeyi güzel bir hale getirmek o ülkenin vatandaşlarını iyi şekilde yetiştirmekten geçer. Bir insanı yetiştiren en büyük iki etken ANNELİK ve EĞİTİM SİSTEMİDİR. Eğer ülkenizde bir kadına değer vermezseniz, onu cahil bırakıp, toplumun gerisine iterseniz, onun yetiştireceği çocuklar her zaman kötü insanlar olacaktır. Zaten kötü bir eğitim sisteminizde varsa o kötü insanı asla düzeltemeyecek ve ülkeniz kaosa sürüklenecektir. Okuduğunuz için teşekkürler.

 

 

 

 

2 Comments

2 Comments

  1. Avatar

    Öyle birisi

    27 Nisan 2019 at 09:24

    Bu yazıyı kim yazdı?
    Alıntı yapacaz diye kitabı yayımlamışsınız?
    Noktalamalar eksik…

    • Aziz Tekpıçak

      Aziz Tekpıçak

      27 Nisan 2019 at 19:25

      İçeriğin konusu kitapla ilgili olduğu için, ana düşünceyi vermek için mecburi alıntı yaptık. Çok fazla değil toplam 2 sayfalık bir alıntı. Bugün YouTube’da kitap konularıyla ilgili çekilen videoların çoğunda, kitaplardan çok fazla alıntı yapanlar var. Bu bir blog sitesi olduğu için bizimde öyle yapmamız gerekti. Noktalamalar konusunda çalışıyoruz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Çok Okunan Yazarlar

Birden fazla kategori barındıran güncel içerikli internet bloğu. Bilim ve Teknoloji Girişimcilik Kültür ve Sanat Filmler ve diziler Yaşam Spor Oyun
To Top
%d blogcu bunu beğendi: